Return to Website

Dance Way Web Forum

Visit the Dance Way Web Forum

Dance Topics and much more...

Post a new article at no cost for the world to see!

Dance Way Web Forum
Start a New Topic 
Author
Comment
Erzurumlu CIRIK evlenir iki ay geçer ama tık yok, haber önce Lallik'in kabile üyelerine, oradan

Erzurumlu CIRIK evlenir iki ay geçer ama tık yok, haber önce Lallik'in kabile üyelerine, oradan tüm Sarikamis'a ve elbette ki ünlü muhtar Fako'nun kulağına gelir. İlk karşılaşmada Fako dayanamaz sorar.
- Evlilik nasıl gidiyor Cirik agam?
- İyi gidiyor
- Nasıl böyle dersin tık yokmuş daha?
- Henüz Lallik'in hiç bir kötülüğünü görmedim ki.!!
-In memory of Azer BÜLBÜL--Aglarken güldürdün, öldün de düsündürdün....
♥Anlatanlar: Üftade Kimi, Ülkü Duru, Ülkü Ülker, Ümit Yesin, Ümit Çırak, Ünal Gürel, Ünsal Emre, Üstün Asutay

•*¨`*•. (¯`v´¯ (¯`v´¯ .•*¨`*•
. . . •*¨`*•.¸(¯`v´¯ ¸.•´*¨`*•

Adısaklı Lapon bilgesi der ki;
Günün özlü sözü:
Kendini hatasız gören kimseden uzak durmalı; her an onarılmaz bir hata işleyebilir...

Günün özlü ironisi (aforizmalar):
from The Devil's Dictionary
Happiness : An agreeable sensation arising from contemplating the misery of another.

Mutluluk : Bir baþka insanýn çaresizlik ve mutsuzluðunu düþünerek elde edilen hoþ duygu...

Hatred : A sentiment appropriate to the occasion of another's superiority.

Nefret : Bir kimsenin sizden üstün olmasý durumunda duyulmasý gereken bir duygu. ["to hate" fiil kökünden türeyen bu sözcüðün okunuþu: heyt-rid]

Impiety : Your irreverence toward my Deity.

Tanrýya saygýsýzlýk : Benim Tanrýma karþý saygýsýzlýðýnýz... [pious (pa-yýs) = dindar... impious (im-piyýs) = dine saygýsýz, mutekit olmayan... piety (pa-yýti) = dindarlýk... impiety (im-pa-yýti) = dine saygýsýzlýk, koyu dindar olmama hali... Bu sözcüklerin "dinsiz" anlamýna gelmediðine dikkat ediniz.]

Deliberation : The act of examining one's bread to determine which side it is buttered on.

Ayrýntýlý Düþünme : Çýkarlarýnýn ne yönde olduðunu saptamak amacýyla yapýlan dikkatli inceleme. [deliberately = bile bile, maksatlý olarak]

Day : A period of time of twenty-four hours, mostly misspent.

Gün : Çoðu boþa harcanan yirmi-dört saatten oluþan bir zaman süresi.

Birth : The first and direst of all disasters.

Doðum : Baþýmýza gelecek felaketlerin ilki ve en büyüðü... [dire (dayr) = ürkütücü, korkunç, uðursuz]

Longevity : Uncommon extension of the fear of death.

Uzun Ömür : Ölüm korkusunun yaygýn olmayan düzeyde uzamasý. [okunuþu: lon-ge-viti]

Man : An animal so lost in rapturous contemplation of what he thinks he is as to overlook what he indubitably ought to be.

Ýnsanoðlu : Hüsnü kuruntularýný kendinden geçmiþ þekilde kafasýnda evirip çevirirken, olmasý gereken herþeyi gözden kaçýran bir hayvan. [indubitably = undoubtedly = hiç þüphesiz, hiç kuþkusuz, kesinlikle...]

"doubt" sözcüðünde /b/ sesinin okunmadýðýný biliyorsunuz, deðil mi dostlar? Yani okunuþu: /daut/ þeklinde -- ama tek hecede, yani /au/ bir diphthong olarak... Ýki heceye bölüp "davut" gibi deðil...

Logic : The art of thinking and reasoning in strict accordance with the limitations and incapacities of the human misunderstanding.

Mantýk : Ýnsan [anlayýþýnýn] sýnýrlýlýk ve yetersizliði ile tam uyum içinde düþünme ve akýl yürütme sanatý. [okunuþu: lo-cik... logical (lo-cikl) = 1. mantýklý, akla yatkýn; mantýksal; 2. mantýk bilimine iliþkin.

Year : A period of three hundred and sixty-five disappointments.

Yýl : Üçyüzatmýþbeþ hayalkýrýklýðýndan oluþan bir zaman birimi...

Life : A spiritual pickle preserving the body from decay. We live in daily apprehension of its loss; yet when lost it is not missed.

Yaþam : Vücudu çürümekten koruyan tinsel salamura. Hergün onu yitirmek korkusu içinde yaþar, ama yitirince de özlemeyiz. [pickle = turþu... Ah! Onlar "pickled herrings" yiyorlar, ama rakýlarý yok; biz raký içiyoruz, ama "pickled herrings" imiz yok!]

Apologize : To lay the foundation for a future offence.

Özür : Gelecekteki bir kabahatin temelini atmak...

Optimist : A proponent of the doctrine that black is white.

Ýyimser : Karaya ak diyen ögretiyi savunan.

* * * * *

Bir dost, buraya aldýðým sözlerin hepsine katýlýp katýlmadýðýmý sormuþ. Wallaa, bir bölümünü ben söylesem daha güzel söylerdim diye düþünmüyor deðilim, ama konuþmak için ünlü olacaðým günleri bekliyorum... Örneðin þimdilerde yaptýgý hayalgücü dolu tablolar ile ünlenen bir eski devlet büyüðümüz, Picasso'nun sanatýna iliþkin görüþlerini eskiden hiç dile getiriyor muydu? Ne yaptý? Bekledi... Baþka iþlerle avundu... En az Picasso kadar ünlü oluncaya degin... Akýllý adam susmasýný bilir, arkadaþ!...